Çanakkale -
Sarıcaeli Köyü'nden
1313 (1897) de doğdum. 84
yaşındayım. Beni şubeden Sarıcaeli Köyü'nün yanındaki tepenin üzerindeki
Çanakkale Müstahkem Muharebe Okulu'na gönderdiler. Asker olarak. Okulda iki bölük
kurdular. Ben 2. Bölükle Kilitbahir'e gittim. Kilitbahir'deki Askeri Telgrafhane'de
15-16 ay kadar bulundum. Seferberlik yeni açıldığında Mecidiye Kalesinde talim
terbiye görmüştüm. Sabah kaleye giderdik, akşama kadar talim yapar sonra köye
dönerdik. |

|
Kilitbahir'deki Askeri Telgrafhane limanda
denizin kenarındaydı. Arıburnu'nda harp yeni bitmişti. Fakat denizde düşman gemileri
vardı.
Telgrafhanedeyken şöyle bir şey olmuştu. Aklımdayken anlatayım.
Yavuz'la, Midilli çıktı bir akşam boğazlardan o şifreyi ben aldım. O, geçişle
ilgili şifreyi Miralay Talat Beye götürdüğümde gözlerinden yaşlar akmaya
başladı. Emir verdi:
-Bu gece, Lapseki'den Kumkale'ye, Gelibolu'dan Seddülbahir'e kadar her taraf karanlık
kalacak. Gemiler dış denize çıkacaklar. Hiçbir ışık yanmayacak, dedi. Ekledi:
-Bu emri iki tarafa da telgrafla yaz.
Seddülbahir'de Yüzbaşı Kadir Bey vardı. İyi konuşurduk. Ona dedim ki: "Gemiler
geçerken ben sana bildiririm. Sen de dönerlerken bildirirsin."
O gece akşam karanlığından bir saat sonra gemiler boğazdan dışarıya çıktılar.
Üzerlerinde hiçbir ışık yoktu. Öylece sessiz ve karanlıkta geçip gittiler.
Kadir Beye bildirdim gemilerin çıktığını. O gece sabaha karşı iki gemimiz, Yavuz
ve Midilli İmroz Adası'ndaki İngiliz karargahını bombalamışlar. Midilli bir torpile
çarpıp batıyor. Yavuz da geri dönerken bir serseri torpile çarpıp yaralanıyor.
Seddülbahir'den Yavuz dönerken, Kadir Bey telefonda hem ağlıyor, hem konuşuyor:
-Gemide bir hal var, sallanarak geliyor.
Yavuz'un birkaç bölmesi su almış. Gelirken hepimiz sahile çıktık. Ağır ağır
gelişini takip ediyoruz. Soğandere'nin önlerinde bir düşman tayyaresi Yavuz'a ateş
etti. Yavuz'da uçaksavar toplarıyla tayyareye ateş açtılar. Bu arada Kilitbahir'in
üzerindeki top da ateş etti. Tayyareler dağıldılar.
Yavuz sol tarafından yaralıydı. Yavaş yavaş geldi. Kilitbahir'in önünden Nara
Burnu'na yöneldi. Gitti. Kıyıya baştan kara yaptı.
Birkaç gün orada kaldı Yavuz. Düşman tayyareleri gelip Yavuz'a ateş ederlerdi. 20
kadar tayyaresini gördüm düşmanın ateş ederlerken Yavuz'a.
Sonra Yavuz İstanbul'a gitti.
Kilitbahir'den İstanbul Pendik'teki Harp Okulu'na gönderdiler. Orada karargahta 7 ay
kaldım. O sırada Arabistan'da ordularımız bozulmuş. Mütareke yapıldı. Ben hava
değişimine köye geldim. Çanakkale'de İngilizler vardı.
Ben İdadinin 2. sınıfından ayrıldım. Bursa Ziraat Mektebine gitmek için. Gidemedik.
Kilitbahir'de subay adayıydım. Pendik'te de subay adayı olarak talim terbiye gördüm.
Kendim de ders verdim. Din hocaları gelmişti talim yerine. Ben onlara öğretmen olarak
ders verdim.
Neyse bir sene geçince köyde hava değişimim bitti.
Başvurdum, Çanakkale Müstahkem Mevkii Jandarma Kumandanlığında tekrar göreve
başladım. Bir tabur Jandarma vardı. Kumandan olarak başımızda Tabur Kumandanı
Binbaşı Ali Rıza Bey vardı.
Akköy, Bezirganlar, Kumarlar gibi karakollarda çete takibine çıkan kuvvetlerin
başında da bulundum. Anadolu Harbi yeni başlamıştı. Karakollarda bulunduğum sırada
Yunanlıların zalimliğini yakından gördüm.
Bir görevle Sarıçalı köyüne gitmiştim. Orada Yüzbaşı Niyazi Bey, Üsteğmen
Hüsamettin, Teğmen Suphi Beyler çete takibi için kuvvetleriyle bulunuyorlardı.
O akşam ezandan sonra köyü Yunanlılar sarmışlar. Arkadaşlar da kahveye
gitmişlerdi. Gitmeyin filan dedimse de dinletemedim. Gittiler. Yanımda Yusuf isminde bir
arkadaş kalmıştı. Yusuf ev sahibinin ufak bir çocuğu var... 7-8 yaşlarında onu
gönderdi, aşağı kahveye. Çocuk geldi. "Jandarmaların silahlarını topluyor
gavurlar" dedi. Yusuf'a dedim: "Sür atları". Köyün dışında yol
kenarında bir evdi. Alçak avlulu bir ev. Atlara bindik, sürdük atları. Ben önde
Yusuf arkadan geliyor. Yunan askerleri köyün etrafını sarmışlar. Biz gürültüyle
iki atla çıkınca bir takur takur oraya buraya koşturmalar oldu. Yunanlılar bizi
üzerlerine hücuma geçmişiz diye, kaçışırlarken.
Köyün etrafını saran Yunan askerlerinin paniğe kapılmalarından yararlanıp köyün
dışına çıktık.
Çınarlı Köyü'ne gelip, karakoldaki Cafer Çavuş'a haber verdim.
-Belki buraya da gelirler. Boş bulunma. Ben gidip Tabur Kumandanına haber vereceğim.
Olayı Tabur Kumandanına söyledim. Tabur Kumandanımız Ali Rıza Bey:
-"Ne kadar askerimiz varsa etraftaki köylere dağıtın." diye emir verdi.
Dağıttık askerleri yakın köylere.
Tabur Kumandanımız daha sonra Çanakkale'deki İngiliz Kumandanı ile konuşup
Yunanlıların aldıkları silahları geriye almıştı.
....
Benim rütbem filan yoktu. Fakat başçavuş gibi bana vazife verirlerdi. Askerin
başında giderdim.
Çanakkale Jandarma Taburunda iken, Yunanlılar Çan'ı yaktıklarında bir İngiliz
Heyetiyle beraber Çan'a da gitmiştim. Heyette bir general, bir binbaşı ve de bir
yüzbaşı vardı. Çan'a girdiğimiz de dumanlar tütüyordu. Biz heyetin yanında 20
süvariydik. Heyettekiler Çan'a Yunanlıların yaptıkları hareketleri sordular
rastladıkları insanlara. Tercümanları da vardı Biga'dan, Karabiga'ya gittik. İngiliz
heyeti İstanbul'a gideceklerdi. Vapura bindiler. Biz Lapseki üzerinden Çanakkale'ye
döndük.
....
Bizim taburda iki tane Cemal Bey vardı. Biri yüzbaşı Cemal Bey, diğeri Tabur
Doktorumuz Cemal Bey, o da yüzbaşıydı.
Yüzbaşı Cemal Bey beni çağırtmış, dedi ki:
-Oğlum biz Kuvayi Milliye'ye geçiyoruz, gelecek misin?
Onlarla beraber Kuvayi Milliye'ye katıldım. Taburdan 5 kişiydik. Sivillerle filan 30
kişi olduk. Taburun cephanesini iki katıra yükledik. Bayramiç tarafından gidiyoruz.
Yiğitler köyüne geçtik. Evciler köyüne geldik. Kazdağı'nın eteklerinden
saracağız dağı. İngilizlerden haber getirdiler bize:
-Dönsünler, yoksa sivil halkı cezalandıracağız.
Bayramiç'te Yunanlılar vardı. Türk Jandarmalarını silahsız olarak yanlarında
çalıştırıyorlardı. Bize haberi getiren de Hafız Abdullah ile İzzet adında iki
Jandarmaydı.
"Gidin şu kağıdı Kuvayi Milliye'ye giden arkadaşlarınıza verin" deyip
ellerine bir kağıt vermişler. Evcilerde bu iki kişi bize kağıdı yetiştirdiler.
Doktor Cemal Bey bize yeni gelmişti. Ankara'dan göndermişler. Kuvayi Milliye'ye asker
toplasın diye. Kuvvet toplamak için çok uğraştık ama başaramadık.
Cemal Bey kağıdı aldı, okudu, yırttı attı.
Bana dedi ki:
-Bunları bırakma.
Kazdağı'na sardık. Gidiyoruz yukarı. Abdullah'la İzzet başladılar yalvarmaya:
-Bizi götürmeyin. Bizim çocuklarımıza Yunanlılar eziyet edecekler. Bizi bırakın.
Kumandana söyledim.
-"Dağın içine girince bırakırsın" dedi.
Dağın içine girdiğimizde bıraktık onları, geri döndüler.
O gece dağın üzerinde sabahladık. Sabah şafakla beraber tekrar yola koyulduk.
Havran'ın üst taraflarında Ormanlar Köyü var. Orada Yunanlıların karakolu olduğunu
duyduk. Otmanlara geldiğimizde karakol Yunan askerleri kaçmışlar. Yoktular. Bu sırada
Anadolu'da harp devam ediyordu tabii.
Otmanlar'dan bir kılavuz bulduk. Balıkesir'in solundan geçtik. Oralarda Boşnak Hamza,
Arslan Çetesi gibi çetelere rastladık. Her ikisi de 10'ar kişi ile geziyorlardı.
Cemal Bey'in gözü tutmadı bunları. Sonra Mustafa Efendi çetesine rastladık. Mustafa
Efendi bize "Yunanlıları İzmir'de deniz döktüler" dedi. Bunun üzerine
Balıkesir'den Yunanlılar kaçmışlar. Balıkesir'de karakol kurduk. Bir ay falan
düzeni sağlamaya çalıştık. Hükümet binasında çalışıyorduk. Cemal Bey
Binbaşı oldu. Edirne'ye gitti. Doktor Cemal Bey kaldı. Bir çok subaylarla beraber
Halil Fikri Bey isminde yeni bir kumandan gelmişti.
Beni o sırada Çanakkale'ye gitmek üzere hazırlanan Jandarma Taburuna verdiler.
İnegöl taraflarında taburu buldum. Kumandanını gördüm. Tabura takıldım.
Çanakkale Taburunun başında Şevki Bey adında bir önyüzbaşı vardı. Çanakkale2ye
gelmekte olan ziraat, maliye, savcı gibi memurlarda vardı. Teşkilat olarak geliyorlar
taburla beraber. Gönen üzerinden Biga'ya geldik.
Biga'da ben atımı savcı Ramiz Bey'e verdim. Mutasarrıf Vahap Bey'de var. Biga'dan çok
yağmurlu bir havada yola çıktık. Çanakkale'ye geliyoruz. Geceyi Karacaören'de
geçirdik. Sabahleyin Çanakkale'nin işgal kumandanı geldi. Saçaklı, sırmalı
rütbeleri var. Yanında da tercümanı. Vahap Bey'in bulunduğu eve götürdük İngiliz
Kumandanını. Sonradan öğrendiğimize göre Vahap Bey'le İngiliz işgal kuvvetleri
arasında şöyle konuşmalar olmuş;
İngiliz Kumandanı:
-Çanakkale'ye girecek misiniz?
-Evet gireceğim.
-Ama bana bu konuda bir emir yok.
Vahap Bey:
-Bana kesin emir var.
İngiliz Kumandan Vahap Bey'den bir saat izin istemiş. Vahap Bey'de peki demiş. Bizim
tabur 200 kişi. "Kuvayi Milliye gelmiş" diyerek köylerden inen genç yaşlı
insanlarla biz olduk 10.000 kişi. O kadar kalabalık olduk.
İngiliz Kumandanı ayrıldıktan hemen sonra Vahap Bey hareket emri verdi.
Geldik Çanakkale'nin kenarına. Tel örgüler var. Uzaktan görüyoruz. İngilizlerde bir
kargaşa vardı. Neyse İngiliz Kumandanı geldi. Saatine baktı. Ne söylediğini biz
sonradan öğrendik. Saatine bakınca:
-Acele ettiniz. Daha bir çeyrek saat var.
Vahap Bey de:
-Benim saatim geldi, diye söylemiş.
Orada bir anlaşma yapıldı. Askerin bir kısmı ile toplanan sivil halkı içeri
girmeyecek, dışarıda bekleyeceklerdi. Biz içeri, memurlar, kumandanlar ve 60 jandarma
girdik. Hastane bayırına geldik. Çanakkale'den ileri gelenler, hocalar, Bey
kısımları geliyorlar. Yanlarında koçlar filan var. Kurbanlık. Kurbanlar kesildi.
Dualar edildi Vahap Bey:
"Vali Konağına gideceğiz" dedi.
Çanakkale'de Alayın önüne geldik. Müstahkem Mevkii Kumandanlığının binalarına
girip yerleştik. 1923 senesinin Eylül ayında askerliğim sona erdi. 8,5 sene sürdü.
Askerlik bitince köyüme yerleştim.
Yaşlılık aylığı alıyorum. Hanımın adı Hacer. Sağ... Yaşıyor... İkisi erkek,
biri kız iç çocuğum oldu. Çocuklardan da sekiz tane torunum var. |
 |